24 Haziran 2009 Çarşamba

Arıza gönüllerin kraliçesi : Yıldız Tilbe

Yıldız Tilbe'nin çok güzel bir arıza örneği olduğunu düşünüyorum. Bugün değil, senelerdir aklımda. Senelerdir bu kadını ne zaman ekranda cayır cayır içli şarkılarını söylerken görsem dayak yiyen/eziyet gören hayvan videosu/fotoğrafına bakıyormuşumcasına midemin başladığı yerde ince bir yanma ve burukluk hissederim. Neden bu kadın bende bir ömrü koşulsuz şekilde karşılıksız aşklara heba ettiği izlenimi uyandırıyor, bilemedim. Bildim de, tam formüle edemedim.

Tarih şeridimde Yıldız Tilbe taa ilk çıktığı günlerde saklamak için fondötenlerle boyadığı koca çene beninin dikkatimi çekmesiyle belirir. Sezen Aksu'nun tam da kanadının altına almaya değer görmediği; eğreti, utanılan bir uzaktan akrabalıkları varmışcasına. Sanki kanadı altına alsa ne oluyor, Yaşar Gaga oluyor. Yemişim ben o kanadı.Sezen Aksu'nun wing man'i olarak Yaşar Gaga. Aksu'nun evinde radyoaktif madde sızıntısı falan olsa gerek ki, beraber mutasyona uğramışlar. Yazık, adam kızdığını belli etmek, botoks manyağı kaşlarını çatmak için epey zorlanmış.


Evet, ne diyorduk, Aksu ailesinin soğan kokan köylü akrabası olarak mesafeli durulan Yıldız Tilbe, sonradan rengini, salkımsaçaklığını sergiledi de anladık neden Sertablaştırılmadığını, en sevilen evlatlaştırılmadığını. Her şeyden önce, elit bir aileden gelmiyordu. Annesinin vaktinde Cumhuriyet kadını gibi giyindiği, o zamanlar kimseciklerde olmayan eski model videokameralarla tescillenmemişti, video kliplenmemişti. Erkek kardeşi reklamcı goygoygillerden değildi, en favori üniverçita Boğaziçi'den en suyasabuna dokunmaz, tektaşını kendi almayan ama alıyoruşcasına şarkı yapıp dalgasını geçen kızlarla çıkmıyordu. Fırfırlı değildi, Harun Kolçak ve Aşkın Nur Yengi gibi üvey evlat edilmesi kaçınılmazdı. Harun, sonraki yıllarda kokosudur, budizmidir, kah Allah yazılı kolyesidir, kah saçlara balyajdır bu üveyliği gerekçelendirirken, Aşkın Nur Yengi tek gerekçe olarak Sezen Aksu'nun kendi klasmanından aşağıda görebileceği şarkılar yaptı, bir de Ferda Anıl Yarkın'la takıldı. (Ferda kızdan ayrılmadan önce "Sonuna kadar geldik aşkın" isimli hitiyle romantik serseriyi oynarken, ayrıldıktan sonra süpper kompleksli Şafak Sezer gerginliğinde duruşlarıyla "Aşkın yetmez, aşkın yetmez bana" diye şarkı yaptı da, gördük kaç paralık adam olduğunu.) Neyse ki, Aşkın, Sezen Aksu'nun ittiği entellektüel camiasına kendisi Zuhal Olcay'ın upgrade edilmiş, taze hali olarak Haluk Bilginer'in karılığında yer buldu.

Oh ne ala mualla. Koyun Dolly'yle beraber Olcay'ı da kopyalamışlar ağbea.

Enivey,

Aynı kategoride yarıştığı diğer avam kamarası yolcularının aksine, üvey evlat/piskokan uzaktan akraba Yıldız Tilbe, içinde mağduru oynadığı, kenara atıldığı, metreslik ettiği aşklarını komplekssiz/cilasız biçimde şarkılaştırdı. "Anasını satmışım erkeklerin"/"ben erkekleri meze eder yerim"/"Sen neydin ki yürü koçum" temalı, Of Aman Nalan, Handeyner, Demetakalın ve yazlık şarkıcı kızların başını çektiği "şeyimde değilsin" akımının ters yönünde tam gaz gidiyordu. Ne zaman ki "güzel elbiseleri giyip kuşanacağım/senin önünden geçip sana bakmayacağım/beni kırdığın gibi kalbini kıracağım/beni istemedin ya, seni duymayacağım/YÜRRÜ ANCA GİDERSİN" şarkısını duydum, o zaman bildim ki, bu kadın Türk popunda gerçekçi tek kadın duruşunu gösteriyor. Kadın derken, Avrupa veyahut Amarıkalıları değil de, Türk kadınını kastettiğim belirteyim. Türk kadını (ister alter olsun festival festival Park Orman'da gezsin, ister altına ayağını toplayıp tv karşısında çekirdek çitlesin), gözü avda kuşta olan erkeğe dersini böyle verir. Türk kadını hunharca kendini yenilemek ve ayrıldıktan sonra bile eski sevgiliye güzel elbiseler giyip de gittiği ortamda (tekrar ediyorum, ister Top Shop'tan alınıp Kristal Elma'ya giyilsin, ister pazardan uydurulup yazlık çaybahçesine giderken giyilsin) caka satarak, saçı sol omuzdan sağ omza fırlatarak ve başka insanlarla konuşup gülüşerek nispet yapmak ister. 1982 doğumlular sonrasından mesul olmamak üzere, bizim jenerasyonu kastederek soruyorum; kim sabah sevgilisinden ayrılıp mayamiye gidiyor? Biz böyle yaşamadık bu işleri. Ha, yaşayan arkadaşlar da verdiği kadarını aldılar. Nedir, yüzeyselin de yüzeyselinde ilişkileriyle kolayca terkedildiler de, bir daha aranmadılar da. Halbuki cefakar Türk kadını var ya, her ayrılıktan sonra aranır da geri çağrılır da. Haa, neye yarar bu durum dersen, elbette ki bir şeye yaradığı için değil. Ama Türk kadınında vazgeçilmez bir tutkudur bis'e çağrılmak. Sürekli bislenmek. Atlatılamamak. İlişkinin kendisinden daha büyük bir zevktir hatta. Bislenmek için süslenmek.

Bak, kısmet işte. Nerden açtık söz nereye geldi dayandı.

Aşk tavlasında mütemadiyen kaybeden, hem zarı hep kötü gelen hem zar tutmayı bilmeyen Yıldız Tilbe, uyuşturucudan ağzı kaymaya başladıkça ortada daha az göründü. Uyuşturucu parasını kazanacağı bar sahnelerine de peruk ve ayağında soket çorapla çıkıyordu. Kliplerinde deli karılar gibi giyiniyordu. Şarkıları sevilse de, herkes ona bir nevi dişi Mustafa Topaloğlu gibi bakıyordu. Ne yazık.
Romantika ablalara sonsuz aşk arayışlarına tokat gibi cevapsın, Yıldız abla. "Bir ömür aşkın hayhuyuna adansa, ne olur" sorusunu Google Images'ta aratsam, tek sen çıkarsın.
Evet,

Sonra ne oldu? Bu kış mıydı, ilk bahar mı, İbo Show'da İbo iyice Haribolaşınca, Yıldız da "satmışım anasını ULAN, kaybedecek neyim var ki" diyerek, pek çok yavşak sanatçının yaptığını yapmayıp, şarkısını kesilmesine isyan etti. Stüdyodaki konukların bile yarısı olan biteni izlemeyip sadece şakşakşak yapmaya geldiğinden, İbo scene yaratmadan, sesini yükseltip küfre başlamadan kimse ne olduğunu anlamadı. Fonda İbo kendi kendine, kendine aşık, kendine hayran laflar ederken Yıldız da stüdyoyu terk etti. İyi de etti.

Bu olayın medyadaki goygoycu yankılarını yarı okudum, yarı okumadım. Benim sadık yarim Sacitaslan'dır. Orada bu tip şeyleri videosundan izler, öğrenir, kendi içimde düşünüp sonuçlandırırım. Herhalde İbo'ya ve yıllar süren pipimparatorluğuna basından epeyce laf geldi ki, kanal yöneticileri programı sona erdirdiklerini şeyettiler. İbo çıkıp "hadi bana yaptıkları neyse, peki ya programda çalışan garibanların rızkının ne günahı vardı? Onların da işine maloldu, Sayın Tilbe nasıl uyuyacak?" buyurdu. AMMAAAA, bir kaç gün sonra öğrendik ki, program düşük reytinglerden ötürü zaten bitecektiymiş, meğer Haribo son pipimpartorluğunu konuşturmuş da bize ayak çekip yalandan bu olay gibi bitmişcesine gösteriyormuş.

Bu aralarda işte, Yıldız Tilbe'nin ne kadar kötü bir insan olduğunu bize kanıtlamak için sayın Haribo, programına gelmek üzre ona aldıklarının faturalarını medyayla paylaştı. Bir kaç elbise (birinin Harvey Nichols'tan alındığının altı çizildi), beşibiryerde, naylon çorap ve jiletten ibaret listede ağza sakız olan jilet parası, benim en içimi acıtan şeydi. O jilet ki, Tilbe'nin nasıl bir hayat sürdüğünü, özensizliğini, ağda salonlarının ifade ettiği domestik bir yaşamın yokluğunu şahane özetliyor. ("Aaaooaaa niye öyle diyosun, biz de jilet şeyediyoruz, sen bana mı laf ediyorsun" seviyesindeki arkadaşları blogun arkasında ağızları dövülmek üzere bekliyorum.) Öyle ki, Yıldız Tilbe'yi program öncesinde, stüdyo arkasındaki tuvalette bacaklarını özensizce kuru kuruya traş ederken görür gibi oluyorum. Neyse ki hepsini iade etti. Jiletten emin değilim. Ben olsam bir kırmızı kurdeleyle sarar, özellikle onu iade ederdim.

Böylelikle bambaşka niyetlerle başlanmış, akıbeti yaz sıcağından erimek olmuş bir yazının daha sonuna geldik. Hoççakalın gençler, azıcık serinleyince geri gelirim.

11 yorum:

c dedi ki...

turk pop muzigi ve iliskilerdeki geri tepme taktikleri konusunda kesinlikle doktora tezi olabilecek derecede tezler ve argumanlar.

bravo.

Elmoş dedi ki...

Tesekkur ederim.

Aphraell dedi ki...

Ben blogunu çok beğendim. öyle böyle değil çok yani.

Elmoş dedi ki...

Cok tesekkur ederim.

Cetin Cem dedi ki...

mükemmel bir yazı. yıldız tilbe çok uzun zamandır hep dikkat ettiğim figür, belki yıllardır bu düşünceleri kafamda toparlayıp bir şeyler yazsam diyorumdur, ama bu kadar iyisini üç beş yıl daha uğraşsam yazamazdım :) çok çok güzel, elinize sağlık.

yıldız tilbe'yle beni hep çok etkilemiş bir detay vardır, 98-99 civarında kokain yüzünden gözaltına alınırken kameralar, mikrofonlar uzatılyor ona, var gücüyle bağırıyor, "kalbim duuuraksız haykırııışlarda, ne yapsam ayrılamam senden aslaaaa."

yıllardır gitmemiştir gözümün önünden. dünyanın tüm amy winehouse'ları, pete doherty'leri, bir de abi kabilinden dave gahan ile richard ashcroft'ları bile bir araya gelse bu kadar rock'n'roll bir gözaltı sahnesi yaratamazdı.

Elmoş dedi ki...

Çok çok teşekkür ederim. Aslında daha güzelini yazmak için bekliyordum senelerdir. Bir türlü kafamı toparlayamadım. Daha fazla içimde de tutamadım.
Beğendinize çok sevindim.

jülide dedi ki...

Tüm yazılarınız çok leziz. Ancak bu yazı Yıldız Tilbe ile ilgili benim ve belki de pek çok insanın düşüncelerini ve anlam veremediği hislerini açıklamak adına bir başyapıt olmuş. Aslında sadece Yıldız Tilbe'ye duyulan anlam verilemeyen hisler yok bu yazıda, ki bunu da "bislenmek için süslenmek" çok iyi açıklıyor.

Elmoş dedi ki...

Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim.

Elmoş dedi ki...

Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim.

preetyreckless dedi ki...

Bayıldımmmmmm :))))) Çok güzel yazmışsın:)

Elmoş dedi ki...

Yıldız Tilbe sayfalarından, forumlarından, Facebook gruplarından gelen çok oluyor bu yazıya. O yüzden senin vesilenle ben de bir şeyi açıklığa kavuşturayım;

Yıldız Tilbe'ye, tek tabancalığına, müdanasızlığına, burnunun dikine gidişine hayranım. Ona gösterilen ayrımcılığı yüreğim kaldırmadığından, sahiciliğin bedeli bu kadar ağır olmamalı diye düşündüğümden bunu yazdım.

Okuduğun için sağ ol.