7 Nisan 2009 Salı

İki gün önce

neler yaptım ben sana anlatayım bak şimdi.
Uyandım, "Refik" adında bir hikaye yazdım. Hava çok güzeldi, dışarı çıkmaya heves ettim. Spor ayakkabılarımla dolaşmak fikri neşeden uçurduğu için evde döne döne, güle oynaya hazırlandım. Yeşil kısa şortumu bile giydim. Ama tüm trençkot ve havalı ceketlerim İstanbul'da kaldığı için üzerime hışır hışır siyah montumu giymek zorunda kaldım. Bu kıroluk bile canımı sıkmadı. Seke seke sokağa çıktım. Fotoğraf makinam ağır gelir diye yanıma almadım. Sonra çok üzüldüm bu duruma. Merkezden hangi tren geçerse ona binmeye karar verdim, o tren nereye gidiyorsa oradaki bir işimi halledeyim dedim. Tren Medis'e gitti, ben de içinde durdum. Medis'te inidp Götgatan üzerindeki dükkanları gezmeye başladım. Kendime bir şeyler aldım. Sonra Slussen durağına vardığımı farkettim. Trene binip, onun yapacağıma karar vermesini bekledim. Tren Hötorget'e gitti, ben de içinde durdum. Hötorget'te indim, yanlış çıkıştan çıktığım için Hurry Curry'deki garson kızın güzel dövme yaptırdığı dövmeciyi bulamadım. Diğer çıkışa yürümektense şehir kütüphanesinde kitap okurum dedim. Bir süre sonra dövmeciyi düşündüğümü farkedip başka bir çıkıştan yine metroya girdim. Bu sefer doğru yermiş diye dövmeciyi buldum. Ama korkup, dükkana bakmıyormuşcasına yaparak önünden pas geçtim. Tekrar metrodan çıktım. Yürümeye başladım. O sırada aylardır ilk defa Mango'yu gördüm. H&M ve yerli diğer markalar sayesinde köşeye itilmiş zavallı Mango'yu darlanarak gezdim. Çıkınca Gallerian'a mı uğrasam diye düşündüm. Bir baktım ayaklarım Sveavägen'den aşağı, kütüphaneye doğru gidiyor. O zaman trene bineyim bari dedim. Gidip yanlış trene bindim. Bir durak sonra inip doğru trene bindim. Bu arada bir kere daha yanlış trene binip, kalabalık diye ilk durakta inemediğim de oldu önceki saatlerde. Sonra Odenplan'a geldim. Kütüphaneye girdim. Kitabımı mahzenlerden çıkarttırdım. Köşedeki bekleme koltuklarında oturup okumaya başladım. Karnım acıktı. Çantamın dibinden bir limonlu, bir portakallı şeker buldum. Yedim. Bir ara Sergelstorg'da saçımın bozulup bozulmadığına bakmak için bir ayakkabıcıya girip aynada saçımı düzelttim. Trende Martin Eden okuyan boyacı bir adam gördüm. Gidip ne beğenmiyorsam onu denemeye söz verdim, H&M'de yırtık pırtık, metalci kot pantolonu deneyip kendi kendime güldüm. Saçları yeşil/sarı bir röfleyle sarartılmaya, İskandinavlaştırılmaya çalışılmış, Türkçesi bozuk Türk kızlarının arkasından metroya bindim. Vejetaryen restoranında manzaraya karşı öğrenci indirimli yemek yedim. Üstüne iki fincan tarçınlı çay içtim. Gün batımını izledim. Eve gelirken yanlış otobüse bindim. Bir kere daha binmek zorunda kaldım. Ve böyle şeyler.

1 yorum:

Gabriel Conroy dedi ki...

Hikaye nerede? Bir yerlerde yayınladıysan okuyalım. :)