27 Mart 2009 Cuma

Stockholm'de en sevdiğim fotoğrafım. Özenti yerli rock gruplarımız misali, "hemen gidelim de metroda albüm kapağı fotoğrafı/klip çekelim, modern görünsün" tribinden dolayı değil.
Haberlerde veya belki talkshowlarda mesela; bir espiri yapılır, ama espiri öyle eski ve tüketilmiştir ki kimsenin gülmeye takati kalmamıştır. Veyahut şöylesi: Espiri yapılmış, bir gerçek işaret edilmiştir, gülünmüştür, gençler tüketmiştir, ama yaşlılar daha duyup tüketmemiştir. Gençlerin arasında bu tip espirilerin ömrü maksimum bir haftadır mesela. Bir sonraki Leman, Hıbır, Penguen, Neyseo çıkana kadar. Sonraki hafta başka lafa, başka karikatüre, başka tespite gülüyoruzdur. O espiri geçen kıştan kalma, parmağının ucu yırtılmış bir eldiven gibi, gardrobun bere-atkı seksiyonunda unutulmuştur.
Sonra, bir kanalın bu espiriyi duyan bir yaşlısı mesela, alır bunu gündeme getirir. Bizim "böö ÇOKKOMÜK" deyip tam tersini kastettiğimiz şey gerçekleşir ve anneler/babalar bunu çok komik ve güncel bir durum sanıp gülerler.
Bu kadar laf ettin, bir örnekle taçlandır derseniz misal; "Reha Muhtar Atina'dan bildiriyor ÖHEAHEA" gibi bir cümleyi ele alabiliriz. Reha Muhtar'ın Atina'dan bildirdiği yıllar üzerinden neredeyse iki decade geçmiştir. Onun üstüne Muhtar Nülüfer'la takılmış, beraber koyu renk bir çocuk evlat edinmişlerdir. Sonra ayrılmışlar, Muhtar gazetedeki köşesinde Nülüfer'in yeni albümündeki şarkılardan birini üstüne alınmış ve sözlerin duygusallığına karşılık "Ne olur bitti diye bu kadar üzülme. Kolay değil tabi benim gibi adamı kaybetmek. Biliyorum, çok sevdin bu deli adamı." cinsi şeyler yazmıştır bile. Üzerine Aman çocuklar şeyetmesin dizisinde oynayan Tamer "Taşfırın" Karadağlı kuzeniyle grup sekste yeni tadlar aradığı için dizi kepazeye dönüp bitmesinden sonra karısının üstüne kokladığı gül olan Deniz Uğur'dan bir çocuk bile peydahlamıştır Reha Muhtar. TRT için haritada kermiti andıran bir vesikalık olarak telefondan bildirdiği yıllar, bizim için lise felsefe kitabı üzerindeki Yunan filozofların sohbet hali ilüstrasyonuna çizilen baloncuklar ve onları saçmasapan konuşturmamız kadar uzakta ve çocukçadır.
FAKAAAT, yaşlılar için çok taze bir tespittir "Atina'dan bildiriyor" safsatası. Gülerler. Tekrarlayarak gülerler. Duymaları gülmek için yetmez adeta. Bir kere de söyleyerek içselleştirirler. Bu içselleştirme soru cümlesi şeklinde dillenir. Cümle, soru vurgusuyla, sanki birey kendine soruyormuş gibi tekrarlanır. Sonra EHEHEHEHEH diye gülünür. O yüzden de çocuklar ne acıdır ki, ebeveynleriyle hiçbir zaman aynı günü yaşamazlar. Sadece aynı günün içinden geçerler.

Bu çok acayip girizgahın ardından, çıkızgah yapıp yatmayı düşünüyorum. Çünkü bir kuranlık laf ederken, asıl noktayı unuttum. Bugün delice kar yağdığından ve ortamların baharla alakası falan kalmadığından bahsedecektim. Bunun artık gülünecek, dalga geçilecek bir yanı bile olmadığından, çünkü takatimiz kalmadığından. Belki de bahsetmeyecektim.
Şimdi bazen hızlı düşünüyorum ve eşyaya çarpıyorum. Düşüncelerim sekip üzerime geliyor. Ve o zaman mecburen bir anda frene basıyorum. Hasar gerçekleşiyor. Bazen de yavaş yavaş, tadını çıkararak düşünüyorum. Ve sonra eşya üzerime geliyor. Yetersiz kalıyorum. Küçüldüğümü hissediyorum. Ve boğuluyorum. Hasar gerçekleşiyor. Şunu görüyorum ki, hasar almamanın bir yolu yok. Çünkü düşünce hızımda denge ve kontrol yok.
Daha ne olsun işte. İyilik, sağlık.

1 yorum:

Gabriel Conroy dedi ki...

Yerli gruplardaki yerlilerimiz böyle fotoğraf çekilirken yürüyen merdivenin kenarından tutmaz ama ya. :) Cem Yılmaz'ın "Marjinalmişiz ama o kadar değilmiş" muhabbetine gelmiş senin durumun biraz.