10 Aralık 2008 Çarşamba

Şeymonmi

Nurhan Damcıoğlu'na benzeyen estetik manyağı bir kadın vardı Buzda Dans yarışmalarının birinde. Bilmeyenler için parantez de açayım; bu yarışmalarda bir türlü ünlü olamamış, ünlü olmak için yola çıkmış, Unkapanı kapıları eskitmiş veyahut Mehmet Ali Erbil'den daha kötü bir Mehmet Ali Erbil imitasyonu olmak üzere "şişe-git duvara işe" sığlığında tekerlemelerle olsun, Televole'lere "Cem'i beğenmiyorum, Şahan beş para etmez" gibi sanki bu bahsettikleri eşi dostuymuşcasına laflar edip bir yerlere gelmeye çalışan tipler var. Ay böyle yazınca da bu adamların varlığından epey rahatsızmışım, epey gocunmuşum, sanki ben onlardan biri olmak istemişim gibi şeyediyor, değil mi? Değil diyen arkadaşlarla yola devam edelim.

Buzda da, hayatta da kaymış bu arkadaşların yanına Olimpiyat dereceli illa ki Bulgar, Ukraynalı, minik ayaklı, ohş efektleri içinde izlenecek ablalar veriyorlar. (Buz pateni esnasında kayan kız patencinin eteğinin dekoratif olması ve altındakinin teknik anlamda külot sayılmadığının ayırdına varmaksızın erekte vaziyette izlemek bir Türk erkeği klasiğidir.) Kız olanlarına da muhakkak ki Doktor Bilal tadında, ne giyse, ne yapsa bize erkekliğini hissettiremeyecek abiler hoca atanıyor. Al sana ucuza reyting. Zaten Sovyetler Birliği dağılınca ilk açılan Benetton'da kilometrelerce kuyruk oldu, çocukken tüm devlet başkanlarının saçı kazınsa altından kuş kakası motifli iz çıkacak sanmama sebep olan Gorbaçov da Pizza Hut reklamlarında oynadı. Bu dağılmış birliğin mağdur ülke sakinlerinden her biri doktor, her nasılsa. Diplomayı gazeteden kesip alıyorlar galiba. Ülkesinde doktor AMMMAAAA Türkiye'de fahişe. Bize ne ulan, olmasaydı. Şeye sürülecek akıl yok böylesinde. Doktormuş ama gelmiş seks işçiliği ediyormuş. Doktormuş ama burada yatalak hasta bakıyormuş. Öyle ki 100 dolara ölü hastan olsa ona bile bakarmış.
Bizim arkadaşın ananesi felçli, feci bir vaziyetteydi demiştim ya, işte onlar sayesinde çok piyasasını öğrendim bu işin. "Temiz de, özenli de, ama bazen eşya çalıyor" diye anlatırlardı. Bir tanesi evin babasını tavlamak için kombinezonla geziyormuş gece evde. Diğerini sabaha karşı pezevengi alıp götürmüş, kapıyı neredeyse kırarak.
Neyseciğime, bunlardan doktor olmayıp fahişeye dönüşmeyenler kayıyor işte bu programda. Ünsüzlerle beraber. Programın ismi de Ünsüzlerle Buzda Dans. HA-HA. Ünsüz. D. Ünlü. E. Bir kelime bir işlemdeki o donuk, neredeyse bilgisayar ses hala kulaklarımda.
Bu Nurhan Damcıoğlu benzeri (ki kendisi çengi geçmişimi ele veriyor, belli yaşa gelene kadar televizyon ünlüleri arasında favorimdi Damcıoğlu, o işvesi, o cilvesi, dans mı ediyor, seks mi ediyor belli olmayışı beni benden alırdı) ismi de Sema Çelebi'ymiş şimdi baktım, bir keresinde azar çekiyor hocalardan birine. Artık reyting için mi, yoksa ıstakoz satıcılığı yapan sosyetik bir bayan olmasından mı, bilmiyorum. Azar Türkçe tabi. Ama Çelebi enternasyonel bir insan elbette. Bunca sosyetik Aspen'de kaymalarından yola çıkarak beter bir kayak/paten bilgisine sahip olduğunu iddia ediyor. Hocaya yapıştırmaz mı şak diye "Shame on you!". Çok ciddiyim ki, televizyon tarihinde ayağa kalkıp alkışlama isteğimi tetikleyen bir andı. Bu bayanın işi çevirmene bırakmayıp azarı naklen ve simultane biçimde çevirmesi, şahaneydi. Yarı yaşındaki pert kraliçesi Ayşarman'ın "koüngrecüleüyşuns"larının ardından.. Ya şimdi Ayşarman deyince, hakikaten ona da ne biçim dolmuşum, anlatamam. Her yanından cahil cesareti fışkıran bu manyakça cahil insana öyle bir nefret duyuyorum, kelimeler kifayetsiz kalıyor. "Entel kaynanam, zengin kocam, Dubai'de evim var. Artık başım dik olmalı. Hep medeni cesaretli gibi durayım, bilmesem de konuşayım, ahkam keseyim. Bu ülkede kim kaçtan satsa o fiyat tutuyor nasılsa." gibi bir tavır seziyorum ve illetleniyorum. Kısa kesiyorum, ana konuya geçiyorum. Hakkaten bir konuyu öyle geniş açıdan anlatmaya başlıyorum ki, yan konu ana konuya dönüşüyor, değil mi?
Ha işte. Çelebi'nin "Shame on you" ünleminden kendime pay çıkararak şeymonmi dediğim anlar yaşandı az önce.
Ya.. Şimdi şurdan başlayalım..
Benden küçük yaşta bir takım kızlar var. Takım derken abartmıyorum. Bunlardan takım takım var hakikaten. Bu kızlar diyelim ki benden kafadan 4-5-6-7 yaş küçük falan.
1) Hep aynı tür şeyler giyiyorlar.
2) Saçları başları hep aynı görünüyor. Koyu kahve/simsiyah saçlar ve fırça kahküller, ZekiMüren güneş gözlükleri falan. Aynı hikaye. Anlatmama gerek yok. Bir dönem ben gençken lisede falan kızların siyah tayt üstü Harley Davidson çizme+Tweety'li tshirt forması vardı mesela. O zaman onlara tiki denirdi, bunlara bişey deniyor mu bilmiyorum.
3) Aynı şeyleri dinliyorlar, Babylon'da konserlere gidiyorlar, ama bir yandan da asortik ve çarpıcı zıtlıkta mesela diyelim "Zeytinli Türkü Festivali"ne gidiyorlar ve sonrasında "AHUAHUAHU ne güldük abi yaaa" başlığı altında mesela sağda solda birbirlerinin Facebook'una, bilmemneyine, umuma açık bir biçimde mesaj atarak şov yapıp, yaptıklarının MANYAKLIĞI ve zıtlığını pekiştirmeye çalışıyorlar.
4) Bu kızların hepsi Boğaziçi Üniversitesi'nin belli bir bölümüne giriyorlar, REKLAM OLMASIN DİYE İSİM VERMİYORUM.
5) Hepsi manyakça sosyallikleri ve 3 dilliliklerinden faydalanarak medyada bir çıkış yakalıyorlar. Kah Elle ayın stajyeri, kah Bant ayın yazısı, kah edebiyat dergilerinde bilmemnecilik, RadyoBoğaziçinde diceylik falan filancasına. Sonra bunlar on yıl sonra kariyer sahibi oluyorlar. "On yıllık gazeteciyim, on yıllık radyocuyum" oluyorlar.
6) Hepsi küçükken bilime meraklı, hepsi küçükken astronot (işte şeymonmi paragrafı) olmak istemişlermiş. Hepsi küçükken Bilimteknik okumuşlarmış. Hepsi biliyor ki tecavüz mahalinden yeni kalkıp gelmiş gibi görünmelerine rağmen içlerinde bir deha olduğuna inanmamız onları daha sofistike hale getirecek. Bu, temel çıkış noktaları. Biz diycez ki böylece, "VAY BEEEE, NASSI ALTER, NASSI ÇILGIN, NASSI HAP GÖTÜRÜYOR, OT TAKILIYOR, HEM TAYT DA GİYİYOR, The Long Blondes'daki ablalar gibi görünüyor AMAAAAA hem de akıllıymış bak, bilimteknik falan diyor." O kadar meraklıydıysan sıksaydın kıçını, gireydin Boğaziçi Bilgisayar Mühendisliğine, baksaydın ki orda erkek başına düşen abla sayısı 1/16. O erkekler de zaten erkek değil. Patates soğan. Orda söker miydi ulan bu tafralar? Söker miydi altalta yazdığın şiirimtrak, ne kadar sanatsalımtrak saçmalamaların? Söker miydi? Ben cevabı veriyorum burda, ama sen görmüyorsun. (Terbiyesiz Elmira) Ben bu insanlarla, ben bu yavrularla bu son paragrafta yazmış olduğum Bilimteknik, astronotolaydımcılık falan paylaşıyorum diye kendimden tiksinir hale geldim. Bu küçük elli, küçücük yaratık elli kızların hepsini "Yoga yapıyorum, positive mental attitudela ilgileniyorum" diyip kısa saçlarına krem renk saç bantları taktıkları, bizimkinden çok farklı efil efil nane şekeri gibi bir hayat yaşıyormuşcasına göründükleri, soluk renkte bluzlar giyip, hep bronz ve hep inci dişli "kadınlığımın doruğundayım" 35 yaş dönüşümlerini görmeden tedavülden kaldırmak istiyorum. Bak bunların yeterince güzel olmayanları, defolu malları Nur Çintay oluyor. Kes. Kimsenin konuşmaya hakkı yok.
Şeymonmi. Ben bıraktım bu işleri. Küçükken Bilimteknik okudum ama o günler geçti. Küçükken Gırgır da okudum, Fırt da. Memeli kadın, popolu adam karikatürleri de okudum. Pipileri hiç gösterilmiyordu ama, bak söyliyim. Astronot da olmak istedim, matematikçi de. Her çocuk ister ama galiba. Kafan gelişirken böyle şeylere heves edersin galiba. Bu bir vitrin vesilesi olmamalı. Sayılar, öğrenmek için baya efor harcadığımız bir alfabe. İnsan küçükken birden çok dil konuşmak istiyor. Sayıların dilini de merak ediyor. Kendini o dünyada da tanımlamak istiyor. Ama bu demek değil ki hepiniz fizikçi, hepiniz kimyager. Aslan gibi ablalar var bak, matematikçi. Siz olamadınız. O zaman ordan da parsayı toplamaya çalışmamak lazım. Sen milletin ekmeğiyle oynuyorsun. Gerçi oynadığı ekmek de yok, zavallım o bilgisayar mühendisi, kimya mühendisi ablalardan bir tane senin gibi alteri çıkmıyor be anacım. Hepsinin en güzel hali, bir üniversite mezuniyetinde, bir de düğününde fotoğraflara hapsoluyor. Ben bu fenmatatik bölümlerinde bir adet güzel abla göremedim, perto hepsi. Azcık geometri bileni de işletmede okudu, sen kaçırdın o treni. Üniversitenin en güzel kızları işletmede OLUMM, hem tırnakları manikürlü, hem isimleri pamuk pamuk, kah Selina, kah Melisa, hem anaları babaları şımartmış diye ağır ağır konuşuyor, el yazısının karakteri yok, iri iri, yayık yayık yazıyor. O kızları kaçırdın. Hepsi çoktan evlendi. Balayına Kanarya Adaları'na gitti. İşe girdi, arabasını aldı, kendini haftasonları için Şarap Eksperliği kursuna da yazdırdı. Onlara ayrıca kafam girsin.
Amaaan, içimi baydınız ha. Ben bi alt kata ineyim.

2 yorum:

Gabriel Conroy dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Gabriel Conroy dedi ki...

Başlıklara yorum yaza yaza gidiyorum, kusura bakma Elmira. Ben de rahatsızım biraz. Dikkatimi veremiyorum yazılara.

Andrea Corr - Shame on You. Dinlemediysen mutlaka dinle. Mümkünse hızlı trende seyahat ederken dinle ama. :)