22 Aralık 2008 Pazartesi

Enkaz devraldık!

Obama seçildi ya. Televizyona çıkıp "enkaz devraldık" desin, İcraatin İçinden programında. ŞAKA. Programımıza bu güzel şakayla başlamış olduk.
Fevkaladenin fevkinde politik bir insan olmadığımdan, "arkadaşım Mehmet'e para vereyim, bana oturduğum yerden politika/tarih anlatsın" zihniyetinde bir insan olduğumdan (buradaki sarkazmları doğru okuyalım, ikinci kere açıklamak zorunda kalmayayım) bu yarışı kazanmaktaki başarılarını saymaya çalışsam batırırım, hiç o zahmete girmiyorum. Fakat Obama'nın en politikadan anlamayanı bile dile getirir bir duruşu var ki, insan dayanamıyor. Olayların gidişatı too-good-to-be-true görünüyor. 24'te falan Amerikan başkanının siyah olduğunu görmüştük. Veya bazı Hollywood yapımlarında kahraman ne kadar beyaz, ne kadar cesursa başkan rolündeki aktör o kadar siyah veya o kadar kadın olurdu. Burada beyaz erkeğin karşısına siyah adam veya beyaz kadın koyarak toplumdaki infiallerin ince ince havasını alma durumunu gözlemliyoruz. Oscarları aynı sene içinde zehlemin gittiği iki oyuncuya Halle Berry ve Denzel Washington'a verdiklerinde de Oscarlara fesat karıştı diye düşünenlerdendim. Neye güvenecek bu millet, soruyorum!
Siyah olmasını bir tarafa bırakırsak, mütevazi duruşuyla sanki Amerika'nın dünyaya, onu eleştirenlere "o kadar da ölmedik" diye haykırmasına vesile oluyor bu insan. Amerikan başkanı yorumlamak elbette ki benim blog köşelerinde "ağbi var yaee" diye başarabileceğim bir şey değil, elbette akıllı olmak gerekiyordu daha önceden de başkan olmak için. Ama Obama'da akıl-fikirden başka bir zengingönüllülüğü, mütevaziliği, bir "büyükşehir çalışıyor"culuğu, insanlığa saygısı, nasıl diyeyim, başında bulunduğu milletin çoğu/her üyesinin açığını kapatacak denli çalışkan, saygılı, içi dışı bir tavrı görüyorum. Öyle ki; Amerikan halkı, Obama'yı anladığı için değil, aslında anlayamadığı için seçti gibi geliyor. Bizdeki gibi "bıçak kemiğe dayandı, halk isyanda" durumlar orada yok tabii. Bu konuda dert ve problem kelimelerinin ifade ettikleri üzerinde durmak bile yeterli olur. Bizdeki dert-derman ikilemesinin karşılığı yanılmıyorsam İngilizce'deki problem-solution şeklinde. Şu anki farzım bu yönde. Bizde "derdim var, hiç dermanım yok" edebiyatı gırla giderken, saraylara girip çıkarken, İngiliz dilinde bir "sorun değil, çözüm üretiyoruz" görüyoruz. Tabi İngiliz dilini burada Amerikan halkına maledecek değilim de, sadece bir anda aklıma geldi. Bu saptamayı da böylece yapalım. Halk in-nan-ılmaz vaadler beklemiyor. "Her eve bir ekmek, bir gazete, bir süt bedava dağıtılacak", "Milli Eğitim kitapları bedava verecek", "ÖSS yerine genel ortalamayla üniversiteye yerleştireceğiz" gibi temel hak ve özgürlüklere dair vaadler yok. Onlar karşılanmış çoktan. Kah biz Samsun'a tırmanırken, kah ondan bile önce. İkinci grup, üçüncü grup insan hakları mükemmelleştiriliyor. Talebe uygunlaştırıyor. Bir de Amerika süpergüç diye mi bilmiyorum, Obama'nın vaadleri arasında Irak ve Afganistan da yerini alıyor. Yani bir ülke, mesela başka bir ülkedeki işgali yüzünden, seçim vaadlerinde o ülkeden de bahsetmiş oluyor. Global vaadler yani. Bizdeki gibi "şu köyu bucak, bucağı il, ili ülke yapacağız" gibi vaadler yok yani. O da güzel. Upper advanced bir politika anlayışı. İşte, bak yine laf karıştı, diyeceğim de oydu, oydu ki Amerikan halkı Obama'yı anlayamadı diye seçti bana kalırsa. Amerikan filmlerinde bazen çok öngörülebilen şeyler olur, o zaman kahramanın yeneceğini bilsek bile heyecanlanırız sonuna kadar. Veya tam tersi, kötü adamların kazanacağı kötü dönemler yaşanıyordur filmde, ve biliriz ki sonunda iyi adam kendini feda ederek bile olsa bir milleti kurtaracak ve kötü adamların kökünü kurutacak, AMA mutlaka ve mutlaka kendi de ölecek. Bir nevi İsa göndermesi. İşte bu filmde biraz farklı, biraz daha maceralı bir şekilde kahraman da kendini kurtardı sonunda. Bunu beklemiyorduk. Gerçi şimdi adamı öldürürler falan, bu laflarım boşa gider. Fazla konuşmayayım da. Herhalde ortalama bir Amerikalı, vaadlerinden ziyade bir fantazinin gerçekleşmesi ihtimali için oy verdi. "Ya tutarsa" temalı Nasreddin Hoca fıkrası gibi. Tutmayacak, kazanamayacak, yine de burası Amerika, burada imkansız diye bir şey yok diye yaradana sığınıp.
Fazla politik olmayan bir zeminde şunu düşündüm;
Obama, Amerikan insanının puşt görünümlü ve puşt politikalı başkanlarına bir isyan, bir simge, çok şık bir simge, tam yerine rastgeldi/manzara koyduk duruşu da olabilir. Çok uygunsuz bir biçimde örneklersek;
CHP'nin "AKP olmuycaz işte, yetmez mi" piyesine rağmen CHPsevmez ablalar, abiler bile gidip paşa paşa CHP'ye oy vermediler mi? Üstelik o anda oylarını görüntüleyen kameraya da "aslında Baykal'ı sevmiyorum ama AKP'den iyidir" dediler. Güzel ağbiycim, them and uscılık yaparsak, karşı taraf en azından sevdiğine oy veriyor, seviyor, istiyor da veriyor. Bunun adı irade. Sen sevmiyorsun, istemiyorsun ama ehven-i şer diye diğer tarafa veriyorsun. Bunun adı irade değil. Bunun adı başka bir şey. Adı varsa kesin Türkçe. Çünkü böyle bir politik duruş/suzluk da sadece Türkiye'de gözlemlenir. Veyahut Ural-Altay dil ailesini kullanan bir ülkede gözlemlenir. Yeter ulan, amma konuştum. Diyorum ki, Amerikalı isyanda, ondan veriyorsa bile, oy veren adam hırboysa bile, isyanını dile getirdiği tool bile şahane be kardeşim.
Tebrikler ediyorum. İnşallah bu ağbimiz "nasılsa beni ince ince dilimleyecekler, bol keseden atayım" diye yüksekten uçmamıştır. Uçsa da bize giren çıkan aynı gerçi.
Daha var ya, elli milyar yazacak şeyim var.

4 yorum:

Ali dedi ki...

Aslındaaa harika bir yazı daha imiş ama yorum yazmamışlar.
Umarım gazetelerde vs. daha çok yazma fırsatını yakalarsın, sanırım radikal de bazen yazıyorsun artık değil mi?Şimdiden fazlasıyla hakediyosun =)

Elmoş dedi ki...

Yine hatırlamadığım, semi-politik bir yazı olmuş. Ben de okuyorum tekrardan, sayende. Son zamanlarda iyice popüler kültüre döndüm, güneş gözlüklü life-style yazarlara bağladım, ne yazık! Biraz tarih öğrenip bammmbaşka bir insan olabilirdim halbuse.

Ali dedi ki...

yeh!you've got more than that *babe*! =)
olsun onlar da güzel,seni takip edenlerin çoğu öyle şeyler bekliyor.
Birde konu *eğlence* ise eğer,politik yazı ne kadar "semi" olursa olsun ,konu her an ciddiyet kazanabilir ve o an tatsız "sober" bir an olabiliyor =P
.Bence yazı anlayana semi değil full-automatik,tabii anlayana!
Ayrıca siyasetin tarihten çok,zeka parıltısına ihtiyacı var ;)

Gabriel Conroy dedi ki...

Ekşi Sözlük'te geçenlerde "Enkaz devraldık diyen arkeolog" diye bir başlık görmüştüm, çok gülmüştüm. Yazıyı okumadım ama başlığı görünce o aklıma geldi. :)