17 Temmuz 2010 Cumartesi

Halvetika: Kız blogları kategorizasyonu ve sözde cinsel deneyimlerle harmanlanmış blogların önlenemez yükselişi

Gözlemlediğim kadarıyla (ki az gezi-gözlem kolu değilimdir, laf aramızda - bu "laf aramızda" ile kendimi televizyona her çıkışında çaresiz espiriler yapan Selami Şahin gibi hissettim) haz etmediğim kız blogları kendi içinde birkaça ayrılıyor:

1) "Ağladığın geceleri, kalbindeki acıları/Çekinmeden bana getir, sen tükenme beni bitir" cinsi muhayyer kürdi makamında pek acı sos bloglar

Ne bitmez çileniz varmış sizin be kuzum.

Şu bloglara denk geldikçe erkeklerin, çocukluktan bu yana yarı-aymaz halde bir lastik topun peşine sürüklenip gitmelerine, o top ardında koşarkenki kaygısız saflıklarına hayran oluyorum. Az kitap okuyanı, düşünmeyi öğreneni de annesinin apışarasının girdabından kurtularak kimi zaman kızların hiçbir zaman birlikte olmak istemeyeceği en yakın arkadaşlara; kapılıp gideceği, asla kendine yar edemeyeceği el bombası erkeklere; ya da esmer, kıvırcık saçlarını yukarıdan toplayan, tütün kokan, güzel sanatlar tayfasından çocuk-erkeklere dönüşüyor. Bu üç türün dışında, erkek kısmısı acıyla pek az yüzleşiyor. Halbuki her kızın istisnasız böyle bir acı sos dönemi var. Sol üstten çekilen bir fotoğraf, tecavüz mahalinden kalkıp gelmiş gibi dağınık üst baş, akmış makyaj, bu kızlarda bir fahişe estetiği. Acılarını ergenlikle çarpıştırıp Google'ın önüne seriverenler. Eşi dostu izlemede. Üstelik eşi dostu, başka eş dostlara haber veriyor, kimse eksik kalmıyor bu "çiğneme kalbimi yeter..... yeter, çık git bu ruhun hüküm sürdüğü topraklardan... dilin kırbaçlıyor gönül atlarımın üstünde...... sevmeyecektiysen o gece neden uzandı kalbin, kalbimin yanına.... " diye başlayıp giden karınca yuvası misali bol noktalı, Manas destanlarından. "Belgesel izliyorum" diye övüneni, belki yalan söylemiyor. Belgesel izliyor herkes, böyle kızları doğasında izliyor.

2) Ona sokarım/bundan çıkarırım geçidi, sert kız blogları

Hayat, serviste walkman'le son seste Riot Grrl grupları dinler gibi, maalesef, geçmiyor.

Ergenlik boyunca dinlediğimiz L7'ların, Hole'ların, Babes in Toyland'lerin, Bikini Kill'lerin, Red Aunts'ların ruhumuzun burun altına işlediği "höst ULAN" bıyıklarımızı, hormonal isyanlar sona erince inceden sir ağdaladık. Yıllar sonra, kadını hor/az görenlere, ilkel düşünenlere onların kelimeleriyle değil, kendi dilimizle cevap vermeye başladık. Müzikte çoğu kız grubunun es geçtiği buydu; erkeklerin alayına erkek diliyle gitmeye kalktılar. Tereciye tere satmak, bir nevi. Halbuki kadının öfke dili başkadır, bana kalırsa, asıp kesmeden, sokup çıkarmadan beslenmez. Kızgınlık bizde o kadar verbal değlidir. Daha ciğerdedir.


Bu dil meselesine örnekli şekilde, beşinci şıkta yeniden değineceğim. Ondan burada keseyim.

3) Hayat ansiklopedisi/"Gel öğreteyim" bloglar

Bekir Coşkun yine nasıl bombayı patlatmış, canım yaaa.. Tuncay Özkan'ın da nasıl başını yediler yaaa. Dur bir bloga yazayım bunları. Tayyip kimmiş, biz kaç kişiydik o zaman, bak, kaç kişi kaldık şimdi...

Bu türler, gazetelerin web siteleri yanda açık dururken ilhamlanıp, gündemi hemmen, beş dakikada Beşiktaş yorumluyorlar. Doğal olarak, çalakalem yazdıkları o gün Türkiye genelinde o olayla ilgili MSN'de, forward maillerde yazılanlardan bir satır bile farklı olmuyor. Yani nedir, bana değişik veya en azından geniş açı vaadetmiyor. Sadece "bir kere de gel benden oku" diyor. Gazete okumaya üşenen, çok sever böylesini. "Yapılmışı var" diye önüne konan pişmiş armutları lüplüpletme sanayii. "Ben düşünmeye üşendim, ama düşünmekle kalmayıp yazanı bile var bak" diye bir de FEYYYS'inde paylaşır. Feyz alma, feys al.

3.a) Kofti solcu/işçinin emekçinin hayranı bloglar

The things you own, end up owning you ağbea. Artık bunu o kalın kafana sok. Sonracığıma, ben de Baykal sevmiyorum, ama Kılıçdaroğlu'nun hatrına CHP. Biraz da doğuda patlayan bombalar, şehitler, hükümetin gramatik hataları dedim mi, tamamdır.

Şimdi bir de solcunun koftisi çıktı. Taklit lüivütonun gözünü seveyim, bunlar daha tehlikeli. Lüivüton taklidi üretenin, aslı hakkında bir fikri var en azından. Kulpları eğri üretse bile, biliyor ki orjinalinde öyle değil. Kofti solcu ise neyi desteklediğini bilmiyor (dolayısıyla, söylediğiyle savunduğu arasındaki uçurumun farkına varmıyor - köktensolcu ve insan hakları savunucusu ama hassas dengeler göz önüne alınıp da acilen darbe olsa da hani, kulağına hiç fena gelmiyor), sadece desteklemeyi seviyor. Kendi fikir öne süremediğinden, desteklemesi akıllıca görünüyor. Büyük gazetelerin köşe yazarlarını okuyarak günlük siyasi olaylardan bahsedebildiği için politik blog yazdığını sanıyor, ama taraftar ağzından, "bu maçı alıcaz, başka yolu yok/(gol yiyince de) sevindi gariban/hediyemiz olsun, şakşakşak"lardan vazgeçemiyor. Uzaktan kumanda, üstü başı kirlenmeden fikir adamlığını çok seviyor, kendini "onlar"a karşı güçlenen bir kesimin üyesi olarak görüyor. Üniversiteye girer girmez bir sosyal çevreye ait olmak hevesiyle kah solculara, kah metalcilere, kah tumba bumba gibi etnik çalgılar çalarak, batik üst baş giyip yedi renkte gezenlere katılan yavru kuşlardan daha önce bahsetmiştim. Bu da onların bir alt kategorisi.

4) Bir de alıp giydiğini, yiyip içtiğini, gezip gördüğünü anlatan bloglar ve izleyicileri var, ama o bana çok batmıyor nedense. Ondan başlık açmıyorum.

5) Halvetika:Türk gencinin cinsellikle imtihanı konulu bloglar

Elimi pantolonunun içine soktum, şöyle bir karıştırdım. Tombala mı, birinci çinko mu bilemedim. Yattık kalktık, hava da sıcak, illa da sarılmak istiyor. Git işine olum, dedim. Benim senin gibilerle öttürecek ıslığım yok, YÜRRÜ, TAŞ ARABASI. Ama sonra kapıdan çıkıp gidince köpek gibi ağladım. Hayvansın, dedim kendi kendime.

Bu blogların içeriği, onyıllar içerisinde Anadolu'dan büyük şehirlere okumaya gelen kızlar/erkekler ve aniden gelişmiş, boy atmış, hormonlu cinsel deneyimleri. Yazanı bir yana, bu tür blogların takipçilerinde gösterişçi bir sevinç ve bilinç, (yukarıda dediğim) kendi yaptıklarıyla değil, başkalarının yazdıklarıyla duruşunu belli ederek, kişilik kontürünü başka insanların düşünceleri üzerinden çizmesi ve shortcuttan prestij sağlama çabası. Bir de işin erkek okuyucu yönü var: Kız blogda küfretmeyi akıl etti diye kendi seviyesine (erkekliğin yüksek mertebesine) yakın bulup "akıllı kadın feci hoşuma gidiyor/sen ne farklısın/inanılmazsın" cümleleriyle bu blog yazarı kızlara destek çıkanlar. İşte asıl öyleleri hayran olunacak derecede çelişki yumağı. Yanındaki düz ayak, vanilya aromalı sevgililerine bakarsak, hepsi sıfır kilometre kız istiyor. Yok, hayran olduğuna bakarsak, eh ağbiycim, doyasıya cinselliğini yaşamışını, fulforsunu, rahatını, "errrkek gibi içenini/konuşanını/muamele edenini" istiyorduysan, o da istediğin gibi naylonunda gelmiyor. After all, herkes şoför Nebahat'i seviyor, ama filmin sonunda deri ceketi çıkarıp basma elbisesiyle hanımhanımcık bir hanıma dönüşmeden kimse onla evlenmiyor.

Diğer bir enteresan nokta, halvetika kız bloglarında (spesifik olarak Pucca nikiyle bloglayan kızın anlattıklarında) anlattığının aksine, acıklı denebilecek kadar kısıtlı cinsel tecrübeler yaşadığının hissedilmesi. Yani Pucca da, herkes bir tanıdığın düğünündeyken veyahut anne pazara inmişken kapı arkalarında sevgilisiyle öpüşen kızlardan farklı değil. Bir de aile baskısı, toplum baskısı gibi sebepler yüzünden, yaptıklarını karikatürize ederek mazur göstermek zorunda kalıyor. Bu karikatürizasyonun, kolay mizahın bir diğer faydası da, içinde geçen külot-meme-kıç-sütyen gibi kelimelere erekte vaziyette kilitlenmiş ergen zihinlerin, yazıyı daha kolay anlamasını sağlaması.

Pucca’ya karşı bir diğer sempati/empati sebebi, gizli saklıda, ödünç yataklarda yaşadığı sakatlanmış cinsel hayatını, epey erkeksi bir dilde ifade etmesi. Yani Pucca (ve okumadığım diğer kopyaları veya benzerleri de) cinsel deneyimlerini bir kadın gibi değil, erkek gibi anlatıyor; popüler medya ve kültür ürünlerince sınırları çizilen bir alanda oynuyor; kadın dergileri, Sex & the City ve Gossip Girl’ün kötü kopyası diziler, şehirli çapkın kız romanları, Ayşe Arman’ın içlerinde maalesef en iyisi kaldığı paçoz kadın yazarlar vasıtasıyla şehirli kadına tatmin vaadeden "erkek kadar/gibi azmak"la yetiniyor. Aşk ilişkisinden beklentilerini, tutkusunu basitleştiriyor, nesneye/organa/pozisyona yöneltiyor; partnerinin veyahut hayali partnerinin "malı"ndan, mülkünden, geceleri gördüğü ıslak rüyalardan, sarılmadan/öpüşmeden sevişmenin yüceliğinden, romantizmi nasıl da sevmediğinden bahsediyor. Bahsederken de kadınlığını, bilmediği (ama sık sık duyduğu) bir zemin üzerinde (yani erkek vokabülerine sığınarak) yaşıyor, ki en yumuşak tabirle "kolay kız" olmakla eleştirilmesin, hayranları tarafından "delikanlılığı" sebebiyle korunabilsin. Bu uğurda tüm "alışılageldik kız huyları"nı kenara bırakıyor ama ezip geçtiği romantizm anlayışının hamlığını, romantik-komedilerden öteye gitmediğini de gözden kaçırmamak gerek. Yani Pucca, Meg Ryan-Tom Hanks, Richard Gere-Julia Roberts, Hugh Grant-adı hatırlanmayan kadın oyuncu başrollü filmlerde gördüğü şekliyle, popüler kültür çağrışımlarıyla romantizmi (ve zayıflığı) reddediyor, onun yerine "lagalugasız" ilişkiyi övüyor. Erkek okuyucu tarafından onaylanmak (klübe katılmak), arkasına aldığı kitleye güvenip seçimlerinde özgür olduğunu hissetmek için, kadın bedeninde bir erkeğe dönüşüyor.

Şimdi işler değişti tabii. Uzaylı Zekiye Cem Mumcu'nun bu tür blogların binlerce takipçisi olduğuna uyanmasıyla, çizgifilmlerdeki gibi gözlerinde dolar işaretlerinin belirmesiyle işler değişti. Mumcu, "Binlerce blogu olan, binlerce satar" düz mantığıyla, erkekli-kızlı gözde bloggerlara birer kitap ısmarlıyor, çıkartıveriyor. Çarpık kentleşmiş cinselliğiyle Pucca’nın anıları yaz-kitabılaşırken; ailenin çok bilmiş, bol ahkam kesen, Ana Haber bültenine çıkan Selimcan cingözlüğünde, Ekşisözlük yazarı erkek bloggerlar da raflarda komşusu olacak. Hepsi yeni (ve yarı) entellektüel Türk gencini temsil edecekler. EEe, bunca kamuya açıldığına göre, okuyucu kitlesi de genişleyecek. Facebook'ta birbirine yorumlar yazmak, at-eşek hediye etmek dışında internetle mıncıklaşmayı bilmeyen yaşça büyük ama hala çılgın, hala uslanmaz bir kesim de bu kitapları okuyabilecek, "amman, internette neler oluyormuş meğer" diye sevinecek. Diğerlerine tavsiye edecek. Diye umuluyor. Haaa, işte o zaman karışıyor işler. Pucca etkilemekte usta olduğu, dobralığına ve diğer erkekleri fareli köyün kavalcısı misali arkasına takmasına bayılan ergen kızların ve seks kelimesini blogda görmekten bile tahrik olan genç erkeklerin güvenli sularından ayrılarak, tekinsiz sularda yüzmeye hazırlanıyor. Bunun için kitabının tanıtımında, blogunun genel havasından farklı olarak, masumiyet kartını oynuyor. Tatminsiz kadınların, oğul ve kocalarının yanısıra part-time yönettiği TÜRK AİLE, ÖRF VE ADETLERİ kurumunca orospu diye yaftalanmamak için ağız değiştiriyor. "Tek istediğim battaniyenin altında film çekeceğim değil, film izleyeceğim bir adamdı" diyor kitap tanıtım paragrafında, blogda defalarca aksini söylediği halde. "Tek istediğim, çift arkadaşların yanında yürümenin burukluğuna vedayı garantilemek için bir yüzük ve herkesi çatlatacak bir düğün" deseydi, "işte Türk işi Bridget Jones" diyecektim. Veya "tek istediğim, metinlerimdeki yazım hatalarını bulup temizleyecek bir redaktördü" deseydi, en azından yazlık, havuzbaşı edebiyatında devrim olarak görecektim. Bu haliyle, yine devrim bambaşka bir bahara kalıyor.
Haydi, siz de kalın sağlıcakla.

9 yorum:

hevesli bardak dedi ki...

Şimdiden twitter'da sağda solda "wise tweet ederek yayınevi dikkati çekmeye çalışmayın LAN" diye dolaşıp aleme sopa gösterenler türedi. Öyle ya, bi iki kişi internette çok ünlü olunca herkesin bloga sarması gibi blogu olan herkes kitap çıkarmaya kalkarsa, yayıncı dikkati çekmek için türlü şaklabanlık yapmaya başlarsa nererorur?

Mayoneze giydirmemişsin, eylemde değil söylemde suicide girls bunlar da.

gulaye dedi ki...

Bu yazıyı sessizce nefesimi tutarak, umarım bu grupların hiç birine girmiyorumdur diyerek okudum. Benimkisi çok masumane. Ama kendi acısında kavrulan ve kendi cinsel deneyimlerini ucundan bucundan anlatıp, one night standinden etraflıca bahseden bilogların seyirci sayısını kıskanmıyorum desem yalan olucak

Elmoş dedi ki...

Zeynep, yorumun beni apansız yakaladı, ağzımı yırtasıya güldüm. Evet. Eğlenmeye geldik, kimse güzel tweet yazmaya kasmasın. RAP-RAP. Kıt'a dur!

Gulaye;

Bahsettiğim mevzunun "izleyici hacmini/ününü kıskanma" ekseninde anlaşılacak bir yanı yoktur umarım. Türk tartışma adabında kime ne söylense "kıskandın di mea?" noktasına geliniyor, o beni çok rahatsız ediyor. Okan Bayülgen'e gömdüğüm gömme dolap yazıma bile, Okan Bayülgen'in (kimbilir ne gibi yeteneklerini) kıskandığımı ima eden yorumlar geldi. Ama şaşırtıcı değil, bizde yazarın kitabını, yönetmenin filmini eleştirince bile "çok biliyorsan sen yaz/çek"le karşılık veriliyor. O zaman, o insanın (benim), o yazıyı (bu yazıyı) yazarkenki gözlemine/emeğine de haksızlık ediliyor. Gözlemlemek de bir erdemdir. Bloglar yazılsın, izleyenler izlesin, ama biri çıkıp yorumlamak istiyorsa o da yorumlayabilsin.

"Çok izleyici" meselesi, çok tartışılır. En sevdiğim bloglardan bazılarının az izleyicisi var(çünkü dört bir yandan reklam yapmıyorlar "BAKIN BAKIN NE YAZDIM!!!" diye, takdir edilmeye ihtiyaç duymuyorlar. Ama yardırıyorlar). Ondan, içeriğin sağlamlığını kişi sayısının, notun, ("okusana, çok komik!!!" temalı) forward mail konusu olmanın kanıtladığını düşünmüyorum.

Kendi adıma yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce izleyiciden korkardım; her seviyeden adama kendimi ifade etmeyle uğraşamam, ömrüm tükenir. Kıt anlayışlıya öğreten adam olmak, eğilmek gerekecek; ben gibi birine kendi boyumda durabileceğim
; benden çok bilene uzanmak için de parmaklarımın üstünde doğrulacağım. Ohoooh, ölme eşeğim ölme. Halbuse şimdi izleyen 3-5 kişi beni iyi tanıyor. Gelip olmadık yorumlar, sevgi tomurcuğu notlar yazmaz. Başkasına politik doğrucu gelmeyen sözüme kızmaz, alınmaz. Böylesi iyidir. Bu saatten sonra yazdıklarımı kimsenin keyfine göre customize edemem.

Baron von Plastik dedi ki...

Galiba bu taksonometriye dahil olanların bir ortak paydası da, usandıran cehaletle eksi bilmemkaç kodundan gönderdikleri pedantik duruş.
Tıpkı, kısa kollu beyaz gömlek ve kravatları ile taşrada haftasonu beyanatı veren iktidar partisi genel başkan yardımcıları gibi.

ysnbzdmr dedi ki...

iyi konu bi vakit bulsak okucaz:)

Elmoş dedi ki...

Dükkan açık, her zaman bekleriz.

Deniz dedi ki...

benim de okuyucum olduğun için, az çok hangi katagoriye girdiğimi çıkartabiliyorum. ama o hırsla yorum yazmıycam, söz:)

for the records kafasında kısaca:
1) yazdığı konu ne olursa olsun, iyi yazanla yazamayanı birbirinden ayırmak lazım.

2) pucca özelinde (ben çok blog takip etmiyorum) kızı "amsik göt yazdığı için okunuyor" diye sallamadan önce 1. maddeyi bi daha düşünmek lazım.

3) yıllarca sik üzerinden erkeklerin yaptığı mizahı takip ederek büyümüş bir neslin kızlarıyız. bahtısız, kadınların 2. diil 3. sınıf olduğu bir ülkenin kızlarıyız. cinsel gelişimi 16 da bitirip, olayımıza bakamadık. bu empatiyi kurmak lazım.

4) yoksa bana kalırsa; çarşaf yırtan chp'li kadın, komşu kız eve erkek aldı diye mahalleyi ayağa kaldıran türbanlı teyze, sikişmesinden bahseden bloggera ifrit olan eğitimli genç kız, hep birbirimizi dövücez gibi geliyo.

5) ve bil bakalım biz birbirimizi döverken hayatlarımızı kimler, nasıl yönetiyor olacaklar.
luv,
d.

Elmoş dedi ki...

Sevgili Deniz,

Söze "hazetmediğim kız blogları" diye başlamam boşa değil, çünkü bu dediğim blogları kendi akıl sağlığım için izlemiyorum. Fakat arada retweetle, onla, bunla illa ki önüme düşüyor. Blogunu tavsiye sonucu açıp bir nefeste okuyan bir insan olarak, seni herhangi bir kategoride görmediğimi (bu kategorilerde kendi tarzınla kesişen şeyler bulmuş olsan bile) iç rahatlığıyla söyleyebilirim. Yazının sonuna "buyur, bunlar da sevdiklerim" diye dizeceğim bloglardan biri de seninkiydi. Ama sonra kaka çocuk-iyi çocuk yönlendirmesi olmasın diye koymadım. Hah, bunu öncelikle açıklığa kavuşturalım.

İkinci olarak; ne kadar muğlak tasvirlerle, fazla detaya girmeden yazmış olursam olayım, herhangi bir blogun "amsikgöt" yazıyor diye okunduğunu iddia edemem. En yakın ihtimal; "amsikgöt" etrafında dönen, dilbilgisi kurallarına uyan tek bir cümle kuramayan bir edebiyatın baştan savma olduğunu iddia etmişimdir. Pucca için yazdığım nisbeten detaylı incelemede, "Pucca, seks hayatını anlatıyor diye okunuyor" DEĞİL; Pucca seks hayatını, kendini metalaştırarak, erkek egemen bir toplumun istediği şekilde yazıyor ve bu yüzden (yine erkek egemen toplumun buyurduğu gibi) pornografikleştirdiği cinselliğini bir modernlik, ilericilik, (günlük dilde "aşmışlık") unsuru gibi sunuyor, demek istemiştim. Bu da, başlı başına kültür politikalarının, ekonomik ve sosyolojik süreçlerin sonucu elbette. Sadece Pucca'nın bir sabah uyanıp yazmasıyla bu günlere gelinmedi. Duygu Asena'sının bile "özgürüm ben, özgür, istediğimle yatarım!" tutturmasından öteye gidemeyen bir feminizm anlayışımız var, maalesef.

Özellikle erkek elinden üretilmiş bir mizahı okumanın, durumun vehametiyle alakası olduğunu düşünmüyoum. Ekşisözlük gibi (sözde)demokratik ve (sözde)çok sesli oluşumlara doğmadığımızdan, başlangıç vuruşunu hepimiz için Gırgır yaptı; Fırt, Hıbır, Leman, sonradan üçe bölünen beşe bölünen Leman yaptı. Ama hepimiz bir örnek aynı şeyi yazmıyor, kişisel tecrübelerimiz ve kişiliğimiz kadar rengimizi belli ediyoruz.

Son olarak, "bırak bunları da, ne olacak bu memleketin hali" diye özetleyeceğim eleştiri maddene, öyle düşünmediğimi söyleyebilirim. Herkes işini gücünü, blogunu, Twitter'ını, MSN'ini, Gtalk'unu bırakıp cepheye sırtında top, tank, tüfek taşımıyor. Herkes kendi çapında çevresini tespit bombardımanına tutuyor o günü yaşamanın arsızlığında. Herkes küçük resmine bakıyor da, böyle kritik anlarda bir "büyük resimcilik" tutturulması bana lüzumsuz bir panik gibi geliyor.
Bilinçlenmiş bir gençlik olarak, "baştaki"ne isyan edecek, sistemi değiştireceksek, önce yeterince politize olmamız gerekiyor diye düşünüyorum. O tür bilgiler de gazetelerin ilk sayfasında maalesef yazmıyor. Onun için kendi adıma okuyorum, okumaktan vakit kaldığında da aklıma takılanları tatlı-sert yazmayı seviyorum.

Son olarak; eleştiriden ürkmeyelim, eleştirenin başına ekşimeyelim. Eleştiren her zaman "bok atmak derdinde" değildir. Sadece bir tutarsızlığa kafasını takmıştır, durumu yazarak çözümlemek istiyordur. O yüzden dövüşmece, mahalle karıları gibi camdan beline kadar sarkıp çığlık çığlığa didişmece, en azından benim blog için, söz konusu bile olamaz. Niyetimiz kimseyi kırmak değildir, ama kırılmaya gönlü varsa, kırılan zaten her şeye kırılacak.

Sevgiler.

nick bulamadim dedi ki...

Off, ne damar analizler yapilmis ben internet erisimsiz magaralardayken. Amerikanyadan yazdigim icin tarzancami maruz gor ama: I see your point. Guzel yazmisin yine. Birinci kategori (ki ben bunlara emo blog diyorum) beni en kasan tarz, ama her kategoriden okuduklarim var.

Deniz’in yorumundaki iki nokta kritik benim icin. Birincisi, ne yazarsa yazsin iyi yazan kendine bagliyor. Senin blog mesela, bir kac yazi okuyorsun, kendine bagliyor. Keza Deniz’inki. Pucca da oyle benim icin. Hatalar vs var, evet. Icerik, yer yer dudagimi ucuklatiyor (cinsellik, seks maceralari degil, cevresindeki herkese karsi hazimsizligi, bencilligi, acimasizligi…)ama hatun iyi yaziyor, dili, uslubu akici, bagliyor, okutuyor. Erkek egemen dil kullaniyor dogru, ama bunlar yeni seyler bizim toplum icin. Ondan daha feminen duyarli bir dil beklemek icin henuz daha pek erken bence (Soyle cringe olmadan okuyacak turkce bir erotik metin bile bulmak zor).Yazila yazila, ortaya dokule dokule evrilecek belki hersey. Yazsin herkes yazsin, hersey ortaya dokulsun, biraz duvarlar yikilsin, boyle boyle belki sonraki nesiller kendi dillerini usluplarini “authentic“lestirebilecekler (kendimden korktum, o ne bicim fiil oyle!! Iyice unuttun turkceyi nicksiz).

Ikinci kritik nokta “empati”. Icimi buran pekcok sey var puccanin yazdiklarinda, samimi uzuldugum, anladigim, icimi sizlatan (ozellikle ailesel sorunlari, hayatindaki kazma erkeklerin kazma tavirlari). Cogu zaman samimi de buluyorum. Ama yazdigi cogu seyler karsisinda agzim acik kaliyor. Ben cok leydi Di’yim, o cok avam gibi bi yorum yapmak istemiyorum, ama bir kadinin sirf karsisindaki adama gicik oldugu icin bir intikam mekanizmasi olarak arabasina kusmayi secmesi (ve kusabilmesi?!), kendisine hicbir zarari dokunmamis baska kadinlara, sirf kendinden daha guzel diye veya sadece cani istedigi icin yaptigi binbir turlu seytanliklar, kizlik zarini diktirmeye beraber gittigi arkadasi uzerinden verdigi ahlak dersleri falan, ben bunlari pucca sayesinde gordum. Bu yasimda kadinlara karsi biraz daha gozum acildi ne diyeyim.

Beni asil sasirtan blogu okuyunca gayet net gordugum dinmez bitmez drama queen sendromunu ortalama okuyucunun es gecmesi. Ask pesinde, masum, “wronged beauty” (dilini esek arisi soksun nicksiz, iyice unuttun turkceyi) olarak sunuyor kendini okuyucusuna (gercekten oyle olduguna kendi de inaniyor mu bilmiyorum) ve kadin-erkek hayranlari ‘yasa be pucca sahanesin, harbisin, keske en yakin arkadasim olsan’ diyorlar, bu arkadasim dedigi herkesin gozunu oymus, kuyusunu kazmis demiyorlar. Benim icin pucca tipik turk kizinin ve turk toplumunun bir aynasi (ve onun gozunden tipik turk erkeginin). Daha nice nesillere isik tutacak bir antropolojik belge o blog, ben oyle dusunuyorum. Iyi ki yaziyor diyorum (o blog olmasa senin bu hos analizini de okuyamayacaktim mesela), iyi ki yuzlerce insan dunyanin dort bir tarafindan (sadece following icin degil binbir turlu sebepten )yaziyor. Ancak paylastikca duvarlar yikilacak, birbirimizi anlamaya baslayacagiz, belki birgun cinselligimizi de kendimize ozgu bir dille tavizsiz ozursuz yazabilecegiz.

I have a dream :)))