25 Ocak 2010 Pazartesi

Özyılmazel A.Ş.

Saat sabah 9 buçuk. Sabah kalkmışım, gazetemi okumuşum. Cumartesi ekini de okumuşum Radikal'in, durduk yere öfkelenmişim. Sonra Ayşe Arman'ın Ayşe Özyılmazel röportajını okumuşum, üşenmeden bir daha öfkelenmişim. Dün de bir blogda Ayşe Özyılmazel'e denk gelmiş, bir hafta önce Saba Tümer'de izlerken hakkında tvitlemiştim de... Kontrolden çıkmış bu işler. Özyılmazel işleri. Ünlü olması, nasıl/ne hakla yazar olması, şimdi aynı sorgulanabilirlikte nasıl/ne hakla müzisyen olması, ne kadar da tribünlere yaraşırlıkta uyduruk bir şarkısı olması değil de mevzu, içimi yakan keskinlik daha ziyade yorumlardan. Vurun kahpeye hali, hepimizde. Liseli ağızlara, "süper, bomba, yıkılıooo" gibi sığ, dönemsel ifadelere, kendini değiştirme isteği ve spesifik yeni yıl dileklerine batmış yüzlerce kız vardır, if not binlerce. Tüm bunların anıtı gibi orta yerde duruvermesi mi, problem? Yoksa duruverdiği halde herkesin her koldan onu anlamlandırmaya/ezmeye/büzmeye çalışması sayesinde medya balonu, medya zeplini şeklinde büyümesi mi, parmağını kıpırdatmadan. Nazar değer diye TV ekranlarından kaçacak kadar kendiyle saplantılı bir kız sonuçta. Bu endişesini, kendine nazar edildiği endişesini besliyoruz. Beslendikçe "düşmanlarım çatlasın" atağına geçip, her teklife koşacak, her sahneye çıkacak.

Yaptığı da Nil'den farksız yahu. Nil, tabii ki öncelikle BoğÜn'lü olduğu için daha elit. Kelimeleri de müzisyenliği de daha seçmece. Daha kalite. Nil bir şey söylüyorsa, mutlaka ki sosyolojik tespit diye kucaklanıyor. Reklam ajanslarında da cilalandığı için metin yazarlığı, şarkıyı yazarken kafiyenin ötesinde bir muziplik sunuyor dinleyene, sadece bu yüzden bile nisbeten saygı hakediyor olabilir. Ama tüketicisine bakarsak işin, Nil de bestseller okuyan yürekleri serinletiyor, Ayşe de. Her ikisi de aynı ölçüde narsist. Tabii ki bu esnada bir takım yatmakalkma skor farklılıkları olacak, o değil mevzu. "Haşmet'le mi nispetle mi yattı" değil bence kökü. Haşmet büyük bir, ne bileyim, yazar, oyuncu, manken değil ki, Haşmet'le yatmak ve bu sayede yazarlığı kapıp, ayrılınca dost kalmak büyük mesele olsun. Kıçının kılı ağırmasına rağmen boynunda düdük, gözünde güneş gözlüğüyle trance partilerine giden bir çocuk-adam, bir amman-tutun-gençliğim-kaçmasıncı alt tarafı. Gazetenin genel yayın müdürü mü bu adam, bir telefonuyla Ayşe'ye sayfa kıyağı yapılacak? Veya Ayşe "bütün kızlar toplandık, Sezen'in albümünü dinledik, tam bennnnlik şarkılar yapmış yine/erkek dediğin duracak, gel deyince gelecek, höst dedim mi çifte atmayacak" gibi ayak bileği seviyesinde, yaş 17 yazıyorsa, ne olacak? Amma tutucuyuz, ULAN! O yazmayınca, yerine yeni boktan bir tip gelmeyecek sanki. Ayşe Özyılmazel gibi insanlar var işte, iki haftalık aşkına yeni aldığı Sezen albümündeki bir şarkıyı katık edip "elveda" çekecek, onlar da bu köşeyi okuyacak tabii. "Türkiye'yi türbanlı sanıyorlar, inanılmaz bişey bu" diye şaşıranlar misali, "AKP'ye kim oy veriyor allaşkına aaa? Çevreme sordum, hiçkimse vermemiş" diye tepinenler misali niye şaşıralım ki? Özel liselerden her sene oluk oluk şu kızlardan akmıyor mu allasen? Onlara da her gazetede bir Ayşe, bir sus payı olacak elbet.

Asıl anne Özyılmazel çok deli, farkında değilsiniz ha. Otuz yıllık evliliğinde bir gün kocasının makyajsız ve topuklu terliksiz görmediği bu kadın, boşanmanın özgüvensizliğiyle, titrek bir program yapıyordu TV'de de, geçen Türkiye'ye gittiğimde denk gelmiştim. İşte o zaman, karısının bakımlılığından sıkılıp, biraz da dağınık yemek isteyenler; makyajsız, şiş yüzlü, kot gömlekli, salaş kadına aç kalmışlar hakkında düşündüm. Şıkır şıkırlıktan yorulmak diye bir şey var, erkeklere bu çok oluyor galiba. Hanım hanımcık kız arkadaşını spor giyinmeye teşvik eden, fönlü saçların tokayla yukarda kuş yuvası edilmiş haline vurgun erkekler, topukludansa Converse giysinciler. Kapşonlu gri bir sweatshirtün içinde garaj kapısı açmak için apartman önüne kadar inmişken, dönüp alıcı gözle bakanlar. Kadınların büyük kısmı fondötendi, kapatıcıydı, ince külotlu çorabıydı uğraşırken, kirli diye makinaya atılmış buruş kırış bir t-shirt'ü çıkarıp giyebiliyor diye özgüvenden seksi görülebilmek. Bakımsızlık ve dağınıklıkla ifade edilen bir tür özgüvenden seksi seçilmek, karneye kanaatten 5 getirmek. Asıl hikaye burada.


Altımıza çekmişiz blucinleri, ağbi. Kıyak. Balık Pazarı'nda bir biracıya oturmuşuz, biramızı içtikten sonra elimizin tersiyle ağzımızı silmişiz.

9 yorum:

seda dedi ki...

yazdıklarının Nil dışındaki her cümlesi, her kelimesi, her harfine harfiyen katılıyorum. özellikle de anne özyılmazel kısmı ile ilgili, antoloji döşerim şuraya!!

hevesli bardak dedi ki...

Ayşemin Özyılmazelimin bikaç yazısını biriktirdim bir draft'a, irdelenmeyi bekliyorlar. Böyle geniş projeksiyondan anneyi de alacak şekilde bakınca daha ilginç duruyormuş meğersem.

Elmoş dedi ki...

Anne Özyılmazel'le ilgili ne olursun yaz Seda, ben de zevkle okuyayım. Belli, orada bir derya var.

Geniş açı çalışıyoruz, ATAM!

jeuparti dedi ki...

nil ile aralarında boğaziçi farkı dışında bir de hakikaten seçimleri var. nil inkiler daha elit. bknz: serdar erener, dubai başkonsolu kendisi adeta.

ayrıca burda da şu var:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=976315&Date=26.01.2010&CategoryID=41

konuyla ilgili diye verdimde asıl eklemek istediğim link şuydu:
(mutluluğun resmi adeta abidin)

http://madiclara.blogspot.com/2009/12/1-motor-1-ibne-1-yasl-kurt-2-cuce-bir.html?zx=bbc1d1546e4bb6cc

Elmoş dedi ki...

Radikal'dekini okuduktan sonra bunu yazmıştım zaten. Madiclara'yı da Yiğit Karaahmet barlar arkasına(ingiliççe deyim olarak) geçmeden önce görüvermiştim.

Serdar Erener hakikaten bir derya gibi. Nil'le beraber Ayn Rand kitaplarını Türkiye'ye kazandırmaya çalışıyorlardı bir ara. Eş elitlikte bir diğer kardeş çift, Sertab Erener ve Demir Demirkan da sağlıklı yaşam ve detoksla ilgili çeşitli kitapları Türk sosyetesine tanıştırma derdindeydi. Şimdi aklıma geldi bak.

Ayşe'nin iphone'lu minibüs şoförü sevgilisine diyecek lafım yok. Pespayeliğini baştan kabul ediyorum zaten. Ama kimleri yedik yuttuk allasen, neden Ayşe bu kadar batıyor? Görüyorsun, günlük hayat feylesofu olarak bu dandik konularda açıklamamı almadığımda erör veriyorum.

jeuparti dedi ki...

heryerde olması, herşeyi yapması. 'peki peki anladık sen neymişsin be abla' deyip geçeriz diğerleri gibi herşeye tamam da, sunuş şekli önemli. türkiye nin nadide cevheri, sanki işlenmemiş bor (mesleki dejenarasyon yaşadığım da aşikar burada), boru gibi herkesin abarta abarta bitirememesi. o da yetmezmiş gibi milleti salak yerine koyup yok yeni sezen aksucuklar yaratma çabaları. (sezen aksu da ayrı bir konu topyekün) e böyle olunca etki-tepki olarak akın akın geliyorlar bize de işte.

çok sıkıldım be ATAM.

ünlü düşünürün de dediği gibi:
'seninki yaptı bana alerji'

Elmoş dedi ki...

Her yerde de, ne yapıyor ki? Bir köşesi var benim bildiğim. Şimdi de albümlenmiş. Tuğba Özay da albümlenmişti. Ne farkı var? Bu dalga da geçecek işte. Daha ne yapabilir? Dizi mi çekecek? Bırakalım çeksin. Kaç atımlık kurşunu var allasen? Her yer ağır edebiyat, büyük yapıt sanki de, hassas dengeleri bozuyor. Gücünü fazla ciddiye alıyoruz bana kalırsa.

jülide dedi ki...

tam ben de bugün radikaldeki yazıyı okumuştum elmoş bi el atsa da bu konuya okusak demiştim ama demek seni o kadar etkilememiş a.ö., dediklerine hak vermemek de mümkün değil neleri yuttuk ama böyle özgüveni sanki daha önce görmediydik ya da alasını gördük de a.ö. denk geldi 20 yaş sonramıza.

Elmoş dedi ki...

Behlül'ü oynayan çocuk oyuncu değil, Ayşe yazar değil. Demet Akalın şarkıcı değil, Ayşe onun kadar bile değil. Hiçkimsenin hiçbir şey olmadığı halde o şeymişcesine röportajlar vermesi artık kulak tırmalamıyor. Onlar doğalarını yaşıyorlar. Peki Radikal'de buna koca sayfa tespitleme ayıran? Onun elinde binelli tane tespitleme mecrası varken, neden bunu bu kadar milli meseleye çeviriyor? Haddini bilmeyip bacak boyu kısa ammmaaa aklı uzun parodisini oynaması neden koyuyor? Hande Yener de elektronik yaptı bak, neden bir kişi bunun komedisini tartışmadı? Bana bunlar enteresan geliyor, arkasında bir iş var. Birileri düğmeye basıyor, Ayşe'mi çekemiyorlar. Bu bana koyuyor. Ben istiyorum ki Türkiya'dan da bir Lily Allen çıksın, bastısıyla, bacağıyla.

ŞAKA ŞAKA. Ayşöz fifimde değil. Ama sığ edebiyatla vurun kahpeye, işte o ayıp bir şey. Döverin.