6 Temmuz 2009 Pazartesi

Elive Shafuck - Nakdin kanununu yazsam yeniden.mp3

Yağmurlu bir insan by rebelwithoutacause
Artist's comments: çaresizlikle bağladım elimi kolumu, sen gittin ya benden..... Her yerim günah, arınamam. Bu eller kimlere baktı, bu gözler kimlere dokundu, bir bilsen. Gelme, sakın gelip bulma bu saklandığım yokluk zindanının kuyularla kapanmış penceresinde. Ben senin gittiğin yerde, o ana zincirli. Topuklarımdan süzülen kan, ağzındaki yaraya değmez. Martılar uçsun, konsun yüreklerime. Hepsi birden, hepsi bir ağızdan çağırsınlar ismini. Bedenime kazıdım seni, çıkmaz leken.
BANA BENİ GEREK BENİ!
Elive Shafuck'tan hareketsiz bir parça geliyor: Nakdin Kanununu Yazsam Yeniden

Merhaba, ben Elive Shafuck. Elif Şafak değil, doğru konuş. elifsafak.us/en adresinde İngilizce opsiyonu var, bilmiyor musun? İyi ki. Ki çok sayın yabancı misafirlerimiz sayın Şafak'ın adını doğru söyleyebilsinler. Sayın Shafak.

Shafuck'ın marifetleri sitesinde ismini İngilizceleştirip, DÜNYAÇAPINDABİRYAZAR olma hevesinde de bitmiyor; Altınbaşak gibi tatsız tuzsuz edebiyatını kremalı pasta lezzetinde pazarlıyor, anneliğini cümlealeme edebi şekilde duyurduğu, ismi Massive Attack'in masif hiti Black Milk referanslı, (böyle olur geçkin bir ergenin hamileliği) Siyah Süt diye bir kitap, suya sabuna dokunmasa bile zamanlaması sayesinde kendine gündem yaratacağı "Ermeni sorununun insan hikayeleri üzerinden duygusal anlatımı" içerikli "Baba ve Piç" de döktürmüştü, hatırlarsınız. Şimdi de artık entellektüel kapasitesini son mertebeye vardırıp, Mevlana'ya, Şems'e sardırıyor. Kanada'da gurbetçiliği yener yenmez kendini alterliğe veren, r özürlü Mercan Dede bir yana, o da tasavvufta kendini buluyor. Bu ne tasavvufmuş arkadaş, bu ne ayrıcalıkmış! Herkese benden birer büyük seçim tasavvuf menü! Alter dünyada Türk olmanın tek makul özrü tasavvufa sarınmak.

Sayın Shafuck'ın Mimar Sinan Fındıklı kampüsünde iki gün süren Oğuz Atay sempozyumunda Atay'ın edebi kişiliğini ve yazdıklarını tasavvuf penceresinden yorumlayışı dün gibi aklımda. Yeni güneş gözlüğüyle çevresini baştan algılamaya heves eden bir çocuk gibiydi. Yine bitkin, altı şiş gözler, yine ellerinde Barış Manço yüzükler, bakımlı kadının hafif ve basit olduğunu vurgulayan yine o yoluk yoluk, "işimdeyim gücümdeyim" saçlar, yine 90'lar Akmar pasajı kızı modasının vazgeçilmezi uzun batik etekler, o naif hava. Titrek sesinde, köpek gözlerinde bir sözde mahçubiyet, kendini geride tutma, mütevazilik. "Bu kadarını göstersem bile siz anlayın ve takdir edin ki ben ne büyük bir yazarım" duruşlar. Az sonra "ya anneaa ya" diye bağıra bağıra odasına gidip kapıyı çarpacakmışcasına "dünyanın yükü omuzlarımda, en büyük derdi ben çekiyorum, haberiniz yok, ÜHÜHÜHÜH" bakışlar. Her erkeğin kolunun altına montelenebileceği bir kırılganlık. Böyle yapmacıklık, böyle bir çaktırmadan yetkin ağızlık. Gençlerin ilgisi çekilsin diye kasten çağırılmış belli. Çünkü bu kadını okuyup beğenenler, Türk edebiyatını bu geçkin alterin yazdıklarını okuyarak hatmettiklerini sananlar var. Tıpkı Türk sinemasını Türkan Şoray/Tarık Akan romantik komedilerinden ve modern zamanlarda Çağan Irmak'ın gözyaşı seli goygoylarından ibaret sananlar gibi, Türk edebiyatını da lise kitabından tanıyıp, "köyün muhtarı oturduğu kırık sandalyeden sendeleyerek kalktı, alnının terini, dirseği parlamış ceketinin koluyla silip Satı Kadın'ı çağırdı."dan ibaret sananlar, bu chok chılgın ablayı okuyup, "hah işte, şimdi Türk edebiyatını kendime layık görebilirim" diye yücegönüllülük gösterip Türkçe yazmayı keşfedenler, sahiplenenler var.

İnternette gazetelerden okudum da öğrendim; pembe kapaklı, AŞK diye bir kitap tutturmuş Sayın Shafuck. İçinde tasavvufa sarınmış. Kendini yüceltip uzaktan bakmalara doyamıyor ki, üstüne Radikal Cumartesi'ye bir röportaj vermiş. "Kendim diye demiyorum ama çok büyük yazar Elif Shafuck" ana fikirli, yazarlık serüvenini adeta peygamberleştirdiği, ulvileştirdiği "Yazar dediğin kaleminin köpeğidir/Yazarken kendimden geçer, transa girerim/Bu kitap bana İngilizce geldi, Türkçe gelseydi Türkçe yazacaktım" gibi söylemleriyle, midemi ağzıma getirdi durdu. İngilizce "gelen" ayet/kitabını İngilizce yazmak durumunda kalan Shafuck, kitabı tasavvuf edebiyatında usta bir adamcağıza (Kadir Yiğit Us) verip Türkçe'ye çevirttikten sonra, zahmetli kısım atlatıldığından olsa gerek, bu sefer adamcağızın çevirisini "düzelmeye" niyetlenmiş ve BÖYLECE AYNI KİTABI İKİ KERE YAZMIŞ MEĞERSEM!!! (Filmin sonunda krediler ekranda akıp giderken "Çeviren: Eşekbaşı" elbette.)
Nitekim narsizminden görsel olarak da kaçılmıyormuş; billboardlarda, dört bir yanda kitap için çektirdiği deviantart ergeni misali fotoğraflarıyla da yer alıyormuş. Böyle sol üst köşeden çekilmişcesine Facebook, kaşları hüzünlü çatık pozları ayna karşısında mı çalışıyormuş, merak ediyorum. Sivilcelerini kapıda bırakıp yetişkinliğe geçemeyen, canhıraş "BEN DE SİZDENİM!!! BENİ DE İÇİNİZE ALIN!!! BEN DE SONIC YOUTH/POST ROCK DİNLİYORUM!!! BEN DE ALTERİM!!!" çırpınışlarıyla başkalarından önce kendine hayran, kendinden tahrik olan bu insanı yüzükleri ve batikleriyle beraber ayna, fotoğraf makinası, kalem, kağıt ve narsizmini dünyayla paylaşabileceği herhangi bir aletten çok uzağa hapsetmek gerekiyor.

Şimdi de ne olmuş, vah yazık, Türk erkekleri pespembiş kapaklı AŞŞŞŞŞK kitabını okuyamamışlar, çünkü taş fırınlıklarına halel geliyormuş. Efendime söyleyeyim, gazete kağıdıyla kaplatıyorlarmış. Örn: Tamer "Kuzenle Transformers'ı oluşturup, Rus fahişelerle foursomeda yakalanmaca" Karadağlı, kitabın kapak renginden hoşnut değilmiş. Bunu dile getirmiş. Yayınevi hemmen durumun vehametini farketmiş ve kül rengine dönerek kitabı unisexleştirmiş. Vah canım! Elif Shafuck bu noktada alterliğini, Akmar Pasajı kanını, ucuz anarşistliğini, postrockerlığını evde unutmuş da, "yemişim ulan, Tamer Karadağlı gibisi de benim kitabımı okumasın zaten" diyememiş mi? Diyememiş. Tasavvuf dünyasının bestseller yazar olma hevesiyle kesiştiği o boş kümede durduğundandır.

Sonracığıma, kapağı tasarlayan Alametifarika Ajans Başkanı ve Yaratıcı Direktörü Sayın Uğurcan Ataoğlu Buyurmuşlar Ki; Rengi Değiştirmiş ve Kül Rengi Yapmışlarsa Sebebi Varmış. (" Aşk, kapak tasarımında da bir süreç olarak göz kamaştırdı ve küllendi. Kitap okurken yazarla, yazdıklarıyla, kapakla doğal olarak farklı farklı ilişkiler kurarız, yolculuğa çıkarız. Bu da bizim kitap kapağı için yaptığımız tasarım ve mana yolculuğu.”) Bu son derece saygın ve bir o kadar da klasik orospuçocuğu reklamcı ayaklarına da inanıp hemen "Aaaaa, aşk yanmış, sönmüş de kül olmuş. O yüzden kül rengiymiş. AAOOOOOY CONIIIIIIIM. Ne kdr ho$!" deyip rahat rahat Aşk'ın kapak renginin nakde endeksli oluşunu gözardı edebilirmişiz. Erkeklerimiz okuyabilirmiş; bizim hassasiyet eşiği düşük, hassasiyet eşiği sadece pembe kapaklı kitap okudu diye gey sanılmak konusunda düşük erkeklerimiz de nihayet Mevlana ve Şems'in eşcinsel aşkının ilham verdiği bu kitabı, eşcinsel sanılmamak adına kül renginde okuyabilirmiş.

Yatırımcı, iş adamı, paranın köpeği, daha ortaokulda broker olma hayalinde arkadaşlar da bir ayaklansın da 20'lik, 50'lik banknot renginde de basılsın şu kitap. Herkesin aşkı başka nasılsa. Bıcıbıcı ergen kızlar için dönemin moda müzisyenleri kapağı süslesin, yanında soundtrack albümü hediye edilsin. Elif Shafuck bu nadide kitabı yazarken neler dinledi? Öğrenelim. Yine hava ve deniz kuvvetlerinde çalışan arkadaşlar için mavi, vejeteryanlar için yeşil, kitabı yengesigille beraber okuyan ortasınıf ev hanımlarının güzel hatrı için dantelli, televizyonun yanındaki uyduruk kütüphanede Şu Çılgın Türkler'in yanına konmak için ay yıldız motifli çeşitlerimiz de mevcuttur.

9 yorum:

hevesli bardak dedi ki...

Ah ulan, Elif Şafak varlığına nefretim anlatılacak gibi değil, yazı konusunda henüz o kadar yetkin olduğumu dahi düşünmüyorum. Yıllar yılı çeşitli mecralarda kırık kopuk dile getirdim de kimselere derdimi anlatamadım, hayalim oldu bunu yazmak, ellerin dert görmesin.

Bir de televizyonlara çıkıp yüksek tasavvuf makamı gibi konuşmuyor mu, deli oluyorum ulan. Gençlik de tasavvufu böyle bir şey sanıyor, aha saçları arkadan toplayıp yanlardan zülüfleri saldım mı, uzun hırkayı etnik kolyeyi tamam ettim mi oldu bu iş.

jeuparti dedi ki...

dün habertürk ün muhteşem kuşe kağıt çakması günlük gazete eklerinin yüzlercesinden birinde köşesine 'fransa sokaklarında gezerken canım ülkemde de kadınlar keşke geç saatlere kadar böyle rahat rahat salınsalar' buyurmuştur. hay ikinci ayşe arman vakası deyip devamını okumadım ama kesin çok edebi, ve içli idi.. yazamadan duramadım konu ile alakasız olsa da aynı hissiyatları paylaşıyorum kendisine karşı efem

bop dedi ki...

Yine agzina sicmisin birilerinin.zatı tanımam etmem ama iyisin.

Den-hur dedi ki...

daha dün:
sabah uyandım, geçti, saçıma başıma bakmadan sokağa çıktım. sonra aynaya baktım. baya elif şafak saçım vardı. evet, elif şafak saçı. tüm kuaförlerde.

Simge dedi ki...

lö brava."demet şener kutluay/ebru şallı tan annelik panellerinde" nin sufi versiyonu.

Metin dedi ki...

kadinin soyadini yazilmasi gerektigi gibi yazarak baslamadan bitirmissin, klavyene saglik.
bu kadinin kitaplarini okuyabiliyorum, ama canli haline 10 saniyeden uzun dayanabilmis degilim tv'de.
eski feminyanlari ariyor insan, onlar varken onlara giciktim, simdi degerlerini anliyorum...
istek yazisi alabiliyorsak bi Orhan Pamuk dokturur musun sana zahmet?

Elmoş dedi ki...

: ) Fena bir fikir değil aslında, bir poll açıp isteğe göre konu yazılabilir ayda bir.

Tuğçe dedi ki...

Oof!Bu kadar güzel bir hiciv okumayalı ne çok olmuş!
Ağzına sağlık:)

Ali dedi ki...

"Altınbaşak gibi tatsız tuzsuz edebiyatını kremalı pasta lezzetinde pazarlıyor" ..çok doğru tespit,aynen böyle.Ne zaman almaya niyetlensem,1 paragraf okuduktan sonra yukarıdaki hisle rafa geri koydum ;)